Vancouver’daki FIFA Kongresi ve Tarihi Duruş
Kanada’nın Vancouver kentinde 1 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleştirilen FIFA Genel Kurulu, tarihi bir protestoya sahne oldu. Filistin Futbol Federasyonu Başkanı Cibril Recub, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun girişimiyle kendisine uzatılan İsrail Futbol Federasyonu Başkan Vekili Basim Sheikh Suliman’ın elini sıkmayı kesin bir dille reddetti. Bu hamle, uluslararası spor camiasında büyük yankı uyandırırken, Recub bu tavrın anlık bir protokol ihlali değil, derin bir siyasi ve ahlaki duruşun yansıması olduğunu tüm dünyaya ilan etti.
Recub, sivilleri ve hayati öneme sahip sivil altyapıları hedef alan politikaları meşrulaştıran temsilcilerle yeşil sahalarda veya kongre salonlarında normalleşmenin asla kabul edilemeyeceğinin altını çizdi. İsrailli temsilciyle el sıkışmayı reddetmesinin kişisel bir husumet barındırmadığını belirten Başkan, bunun uluslararası hukuku ve insan haklarını hiçe sayan bir sisteme karşı geliştirilen ilkesel bir ret olduğunu vurguladı. Bu kararlı tutum, İsrail’in uluslararası spor diplomasisi alanında giderek daha fazla yalnızlaştığının da somut bir işareti olarak yorumlandı.
Hukuki Sürecin Üç Temel Sütunu
Filistin’in uluslararası spor arenasında İsrail’e karşı yürüttüğü mücadele, artık yalnızca sembolik protestolarla sınırlı kalmayıp sağlam hukuki temellere oturtulmuş durumda. Bu kapsamlı dosya üç ana sütun üzerinde yükseliyor: İşgal altındaki topraklarda kurulan yasa dışı yerleşim yerlerinde faaliyet gösteren İsrail futbol kulüpleri, stadyumlarda yankılanan ırkçı söylemler ve Filistin spor altyapısına yönelik kasıtlı saldırılar. Recub, bu dosyaların uluslararası hukukun tartışmasız ihlallerini belgelediğini ve FIFA’nın masasında uzun süredir beklediğini ifade ediyor.
Filistin tarafı, yürüttükleri bu sürecin bir halkla ilişkiler gösterisi olmadığını, tamamen kanun ve yönetmeliklere dayanan meşru bir hak arayışı olduğunu belirtiyor. 2026’nın Mart ayında FIFA’nın İsrail’e verdiği 190 bin dolarlık para cezası ve ayrımcılıkla mücadele uyarıları Filistin cephesinde yetersiz bulunsa da, süreçteki yaklaşımda ufak bir değişimin sinyali olarak görülüyor. Recub, uluslararası kuralların çifte standart uygulanmadan, eşit ve adil bir şekilde işletilmesi halinde, İsrail Futbol Federasyonu’nun üyeliğinin askıya alınması veya tamamen ihraç edilmesi için ellerindeki hukuki argümanların fazlasıyla yeterli olduğunu savunuyor.

Yıkılan Altyapı ve Sporda Ulusal Birlik
Sahadaki tablo ise hukuki mücadelenin ne kadar hayati olduğunu acı bir şekilde gözler önüne seriyor. Özellikle Gazze Şeridi’nde yaşanan yıkıcı saldırılar sonucunda bölgedeki spor altyapısı neredeyse tamamen haritadan silinmiş durumda. Çok sayıda yetenekli sporcu, antrenör, hakem ve yöneticinin hayatını kaybetmesi veya kalıcı olarak faaliyet dışı kalması, Filistin sporunun geleceğine vurulmuş ağır bir darbe olarak nitelendiriliyor. İşgal altındaki Batı Şeria’da ise katı hareket kısıtlamaları nedeniyle organizasyonlar durma noktasına gelmişken, bu derin kayıpların telafisinin on yıllar alacağı öngörülüyor.
Tüm bu yıkıma ve derin siyasi bölünmelere rağmen, Filistin spor kurumlarının tek bir çatı altında birliğini koruyabilmesi tarihi bir ulusal başarı olarak değerlendiriliyor. Gazze ve Beytüllahim’de eş zamanlı olarak organize edilen maratonlar gibi etkinlikler, bu sarsılmaz birliğin ve direnişin en güçlü sembolleri arasında yer alıyor. Sınırlı bütçeler ve hatta borçlanma pahasına spor faaliyetlerini yeniden canlandırmaya çalışan federasyon, sporu salt bir fiziksel aktivite değil, toplumun varoluşsal direnişinin ve hayata tutunma iradesinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor.
Siyasi Vizyon ve Yaklaşan Fetih Kongresi
Spor diplomasisindeki bu keskin duruş, Filistin’in genel siyasi vizyonuyla da doğrudan örtüşüyor. Mevcut İsrail yönetiminin politikalarını 1930’lar Avrupası’nın karanlık dönemlerine benzeten Recub, Batı Şeria’daki toprak gaspları ve Gazze’deki sistematik yıkımın, demografik yapıyı kalıcı olarak değiştirme ve etnik temizlik amacı taşıdığını belirtiyor. Tüm bu ağır insanlık ve güvenlik krizlerine rağmen Filistin halkının topraklarına olan koparılamaz bağı ve kararlılığı, siyasi sürecin en önemli ve belirleyici gücü olarak öne çıkıyor.
Öte yandan, Filistin iç siyaseti için de tarihi günler yaklaşıyor. 14 Mayıs 2026’da Ramallah’ta toplanması planlanan Fetih’in 8. Kongresi, ulusal birliğin pekiştirilmesi ve kapsamlı kurumsal reformların hayata geçirilmesi için kritik bir dönemeç olarak görülüyor. Bağımsız, başkenti Kudüs olan bir Filistin Devleti kurma idealine bağlı kalınırken, değişen dünya dinamiklerine uyum sağlayacak yeni stratejilerin geliştirilmesi hedefleniyor. Kongreden çıkacak demokratik sonuçlara saygı duyulmasının önemine değinen Recub, adil davaların asla kaybolmayacağı inancıyla, halk ile yönetim arasındaki bağları güçlendirecek yeni bir dönemin inşasını umut ediyor.

